Suriye Sonrası Ortadoğu’da Değişen Güç Dengesi

Esad rejiminin Aralık 2024’te çöküşüyle birlikte Suriye’de siyasi harita yeniden çizildi. Ancak bu çöküş, bölgede bir istikrar getirmedi; aksine mevcut denge mekanizmalarının hepsini aynı anda salladı. Türkiye, İran, Rusya, İsrail ve körfez ülkeleri farklı hesaplarla sahneye girdi; her aktör Suriye’nin “sonrası” için farklı bir senaryo yazdı.

Türkiye’nin Kazandıkları ve Kaybettikleri

Türkiye, Esad sonrası süreçten en kazançlı çıkan aktör olarak sunuldu; HTS öncülüğündeki yeni yönetimle ilişkiler hızla kuruldu, Türk bayrağı taşıyan araçlar Şam sokaklarında göründü. Fakat tablo karmaşık. Kuzey Suriye’de YPG/SDG varlığı devam ediyor; Türkiye’nin en temel talebini, yani kuzeyde tampon bölge ve PYD kontrolü altındaki toprakların el değiştirmesini sağlamak, yeni Şam yönetiminin de isteyip istemediği belirsiz. Suriyeli mülteci dönüşü meselesi ise Ankara açısından hem yurt içi siyasi baskı hem de döviz gönderimi boyutuyla hassas bir denge noktasında duruyor.

İran’ın Stratejik Kaybı

Esad rejimi, İran’ın “direniş ekseni” projesinin kilit halkasıydı. Şam üzerinden Lübnan Hizbullah’ına silah ve para transferi, bu güzergah çöktükçe ciddi ölçüde zayıfladı. İran, Lübnan’daki Hizbullah’a artık Irak-Suriye koridoru yerine doğrudan deniz ve hava yoluyla ulaşmaya çalışıyor; bu da hem daha maliyetli hem daha riskli. Tahran’ın bölgesel etkisinin kalıcı mı daraldığı, yoksa geçici mi olduğu, Irak’taki varlığını güçlendirip güçlendiremeyeceğine bağlı.

Rusya’nın Sessiz Çekilişi

Rusya, Tartus deniz üssü ve Hmeimim hava üssünü koruma karşılığında yeni Şam yönetimiyle müzakere yürüttü; görüşmeler Ocak-Mart 2025 boyunca devam etti. Mart sonunda açıklanan çerçeve anlaşmaya göre Rusya her iki üssü “geçici statü” ile 18 ay daha kullanacak. Bu, Moskova’nın Akdeniz’deki en kritik askeri varlığını risk altında gördüğü anlamına geliyor. Ukrayna savaşının getirdiği mali ve insani yükle Suriye’yi öncelik listesinden aşağı çekmek zorunda kalan Kremlin için bu Suriyeli “kayıp” küçümsenmemeli.

İsrail’in Fırsatçı Hamlesi

İsrail, rejim değişikliğinin ardından Suriye’deki ağır silah depolarına ve Şam yakınlarındaki araştırma tesislerine 300’den fazla hava saldırısı düzenledi. Amaç, bu silahların yeni yönetimde ya da parçalanma senaryosunda radikal gruplara geçmesini önlemek. Golán sınırında Suriye’ye yaklaşık 20 km derinlik kazandıracak yeni askeri pozisyonlar alındı. Bu hamle uluslararası eleştiri aldı; ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde herhangi bir yaptırım kararı çıkmadı.

Yeni Şam Yönetimi: Tanıma mı, Test mi?

HTS liderliğindeki geçiş hükümetinin uluslararası meşruiyet sorunu devam ediyor. AB, ABD ve Türkiye temasları sürdürürken resmi tanıma yapmıyor. ABD’nin HTS üzerindeki terör örgütü tanımlaması Ocak 2025’te askıya alındı fakat kaldırılmadı. Bu belirsizlik, Suriye’nin IMF’den borç almasını, AB kanalıyla fon erişimini ve diaspora kaynaklı yatırımı sekteye uğratıyor. Yönetim iç birliği sorunlarıyla da boğuşuyor: Kürt gruplar, Arap kabileler ve eski muhalefet fraksiyonları arasında yetkinin paylaşımı hâlâ müzakere masasında.

Körfez Ülkelerinin Beklentisi: Ekonomi ve Sünni Ağırlık

Suudi Arabistan ve BAE, Suriye’ye yönelik yatırım sinyali verdi; Şam’a büyükelçi atandı. Bu adım salt insani değil, stratejik: Suriye’nin yeniden yapılanmasında Sünni Arap ağırlığını artırmak ve İran’ın potansiyel geri dönüş kapılarını kapatmak. Körfez fonlarının Suriye altyapısına aktarılması önündeki en büyük engel hukuki belirsizlik ve yolsuzluk riski; bunlar çözülmeden büyük ölçekli yatırım gelmez.

Suriye’nin “sonrası” sahnesi, birbirine kilitlenmiş çıkarlarla şekilleniyor. Herhangi bir dış aktörün tek başına istikrar tanımlaması hem pratik hem meşruiyet açısından imkânsız. Bölgenin gerçek sınavı, Suriye sınırları içinde birden fazla silahlı grubun olduğu ve ekonominin sıfırdan kurulması gereken bir ortamda bunca farklı aktörün ortak paydada buluşup buluşamayacağı.